kilo

Diyetzade’nin Günlüğü – Kilomu Yönetemiyorum

Kilomu yönetemiyorum, hayatımı yönetebiliyor muyum sanki? Belki de hepsi bundan. Olan biten hiçbir şey üzerinden bir kontrolüm yok. Tahterevallinin bir ucunda oturuyorum, bir aşağı bir yukarı; aynı kilom gibi. Diyetisyenim buna yoyo etkisi diyor. Çok düşük kalorili bir diyet yapıp, kilo verdikten sonra diyeti bırakıp eski kilona dönüyorsun, hatta çoğunlukla kaybettiğinden daha fazlasını alıyorsun. Hayat ne kadar garip, kaybettiklerinden daha fazlasını alabildiğin belki tek şey: vücut ağırlığın. Neyse, hep bir ironiler yumağı değil mi zaten? Uzun lafın kısası şu: Ne yaptıysam, ben yapmışım. Bir an önce kilo vereyim diye yaptığım bu katı diyetler metabolizmamın yavaşlamasına neden oldu. Artık eskisinden daha kolay kilo alıyorum, artan yaşımın da bunu iyi yönde etkilediği söylenemez. Diyetisyenim yaşla artan yağ oranının normal ve sağlıklı bir durum olduğunu söyledi. Eğer vücut ağırlığımız sağlığımızı olumsuz yönde etkilemiyorsa o zaman endişe etmeye gerek yokmuş.

Oysa ben aynada durup kendime bakıyorum. Gördüğüm manzaradan mutlu değilim. Bedeninden mutlu olmadığında, benliğinden de mutlu olamıyorsun. Her şey bundan ibaret değil biliyorum ama sadece elimde değil. Fazlalıklarımdan kurtulsam, hafiflerdim. Hafiflemek derken, ah ne güzel Türkçe! Durup bakıyorum. Durup bakmak. Sürekli bunu yapıyoruz, gün boyunca oturup televizyona veya elimdeki telefona bakıyorum. Diyetisyenim hareket olmadan bunu başaramayacağımı söyledi. Durup bakarak olmaz, olmayacağını biliyordum zaten. Sadece kendimizi avutuyoruz. Bir önceki gidişimde bana “hayır” demişti. Diyetisyene gitmek amacım haline gelmiş; oysa yaşam tarzımı değiştirmeyi amaçlamam gerekiyormuş. Tartıdaki rakama kilitlenmek yerine sağlıklı beslenmeye başlarsam her şeyin yoluna girebileceğini söyledi. Nasıl deniyordu, önemli olan yolculukmuş. Hep bilip, nasıl ıskalıyoruz? Gerçi insanlar olarak görmezden, bilmezden gelme konusunda ustalaştık. Bakıyor ama görmüyoruz, Saramago’nun körleri gibiyiz, bir süt denizinin içindeyiz. Sadece görmek istediklerimizi görüyoruz, kilo verdiğim dönemde yalnız sarkan derimi görüyordum. Şimdi yağlarımı ve artan kırışıklıklarımı. İşin kötü yanı galiba başkaları da görüyor. Geçenlerde kilosu fazla olan kişilerin diğerlerinden daha zor iş bulduğunu okudum. Obez bireyler fiziksel ve psikolojik problemlerinin yanı sıra bir de sosyal dışlanmaya maruz kalıyorlar. Anlaşılan şekilciliğin yerini aldığı şeylere bir de içtenlik eklenmiş. Şekilcilik bizi ele geçirmiş durumda. Her şey formaliteden ibaret. Diyette öyle değil mi? Diyetteyim, diyeti bozdum. Pazartesi diyete başlayacağım. İşte hep burada kaybediyoruz. Diyet öyle girilip çıkılan bir şey değil ki. Zaten bu sözcüğü biz yanlış kullanıyoruz. Diyet beslenme düzeni demek. Sağlıklı diyet var, sağlıksız diyetler de var. Kilo vermek üzere yazılırsa adı zayıflama diyeti. İşin özü pazartesi diyete başlanmaz yani ya da bir kere tatlı yediniz diye diyet bozulmuş olmaz. Biz ne yapıyoruz, kendi kendimize önce iyi ve kötü yiyecekler belirliyoruz ki aslında yok öyle bir şey. Sonra o kötü diye bellediklerimizden birini yiyince, zaten bugün bir kere bozduk, battı balık yan gider diyoruz. Sanırım her şeyden önce bu yaklaşımı değiştirmek gerekiyor. Bütün bu diyet yolculuğum sırasında bunu öğrendim. Bir de pes etmemek lazım. Ben hep bir yerde bozuyorum düzeni. Pes etmemdeki en büyük etkenlerden bir tanesi ünlü biri yapmış ben de yapayım dediğim popüler diyetler sonrası karşılaştığım yoyo etkisi. Bir diğerini ise diyetisyene gittiğimde yaşadım. Hedefe doğru tam gaz giderken, çok da güzel kilo verirken kilom bir rakamda takıldı kaldı. Diyeti de bozmuyorum, egzersizimi de yapıyorum her şey tamam ama yok düşmüyor. Öğrendim ki buna “plato dönemi” deniyormuş. Vücudumuz kilo vermeye karşı bir noktada bir direnç oluşturuyormuş. İnsan düşmanına yapmaz bunu. İşte ben bu noktada süngü düşürdüm. İnanır mısınız, benden çok diyetisyenim üzüldü, diyetimi bıraktığım için. Son görüşmemizde ayrılırken benden bu yazıyı yazmamı istedi. “Kilo verme sürecin ile ilgili ne hissediyorsan ne düşünüyorsan yazıya dök.” dedi. Bunları kaleme alınca, moralim daha da bozulur diye düşünmüştüm ama öyle olmadı. Hatta yaptığım hataları net olarak görünce… Sorunu belirleyince çözmek daha kolay öyle değil mi? Önce küçük adımlar…

Yaptığım işte empatinin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Kendini karşı tarafın yerine koymadan ona sunabileceğimiz katkı bence oldukça sınırlı. Aslında diyetisyen-danışan ilişkisinin ne diyetisyenin ne danışanın karşı taraf olamayacağı bir ekip çalışması olarak görüyorum. Bu yazımda vücut ağırlığı kaybetmek üzere çıkılan yolda yaşanılan zorlukları ve en sık yapılan yanlışları danışan pabuçlarını giyip anlatmaya çalıştım. Bir yandan da önemli tanımlamalar yapıp, diyetisyen önerileri vermekten geri durmadım. Formal bir dil kullanmasam da yazının tamamı bilimsel verilere dayanıyor.

Bunu da okumak isteyebilirsiniz Diyet Nedir, Ne Değildir?

Uzman Diyetisyen Ece ÇELİK

Write a comment