Hakkımda

dytececelikhakkinda

 

Merhaba Sevgili Diyetseverler! Sizlere biraz kendimden bahsedeyim. 1992 yılının Haziran ayında İzmir’de doğdum. İlk ve orta öğrenimimi İzmir’de tamamladım. 2014 yılında Hacettepe Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü’nden mezun oldum. Aynı yıl Hacettepe Üniversitesi’nde, yüksek lisans eğitimime başladım. 2017 yılında yüksek lisans eğitimini tamamladım. Şu an alanımda doktora eğitimi alıyor ve öğretim görevlisi olarak çalışıyorum.

Bu sitede, çok severek ve isteyerek seçtiğim bu mesleğe ilişkin edindiğim bilgileri sizlerle paylaşmayı hedefledim.

Aşağıda, beni anlattığını düşündüğüm, kendi kalemimden bir öykü bulunmakta, bir uçurtma öyküsü… Ancak ben, herkesin bu öyküde kendinden bir şeyler bulabileceğini düşünüyorum. Sevgiyle kalın…

 

Bir Uçurtma Öyküsü

‘’Sıkı tut! Sakın bırakma.‘’ dedi babam. Sıkı sıkı tuttum ben de; o gün bu gün hiç bırakmadım. Başımı kaldırıp gökyüzüne baktığımda yüzlercesi vardı. Sarısı, kırmızısı, mavisi, alacalısı, sonra süslü kuyrukları adeta rüzgârla dans ediyordu. Görmeye değer bir manzaraydı. Uçurtmaları severdim ama asıl sevdiğim uçmaktı sanırım… Tevekkeli değil kaç gece rüyamda semada süzüldüğümü görmüştüm. ‘Sanıyorum ki en sevdiğim hayvanlar, bu yüzden kelebekler…’ Şimdi anlıyorum ki benim sevdiğim şey özgürlükş.

             Neyse, çevremde bir sürü insan vardı, çoğu benim yaşlarımda yanlarında da ebeveynleri… Ve tabi o kadar insandan çıkan ses, çocuk kahkahaları, ağlayıp zırlamaları, büyüklerin azarlamaları… Tam o sırada yanımdaki çocuk ipi kaçırıverdi elinden, denedi ama yakalayamadı. Uçurtma yalpaladı sonra da düşüverdi. Neden sonra ağlarken gördüm çocuğu; uçurtması kırılmıştı. Dizginleri elinden hiç bırakmamalıydı hayatta, kontrolü kaybederdin, sonra da paramparça olurdu sahip oldukların…

Uçurtmayı çok iyi idare ediyordum ancak benimkinden daha yüksekte olanlar vardı. Çok hırslı bir çocuk değildim, hoş şimdi de değilim. Yine de o gün gözüm yükseklerdeydi. Babam fark etmiş olacak ki ipinden tutup çekmeye başladı. Feryat ettim, benim yükseklere çıkmasını istediğim uçurtma şimdi daha da alçaktaydı. Babam açıkladı: ‘’ Yükseklere çıkmasını istiyorsan ipe asılman, aşağıya çekmen gerekir; ne kadar çok asılırsan o kadar yükseğe çıkar uçurtman.’’ Haklıydı. Sadece uçurtmalar için değil her şey için doğru değil miydi bu tez? Oku en ileriye göndermek için yay son raddeye kadar geriye çekilmez miydi? Hayat hep buydu aslında, bir atılım için önce birkaç adım geriye gideceksin. Hayata asılmak gerekti. Söz dinleyen bir kızdım, hala asılıyorum ipe. Babam ipi bıraktığı anda uçurtmam öyle yükseldi ki ondan yüksekte sadece bir tane uçurtma kaldı. Onu da geçelim istedim ama uçurtmanın ipi ancak bu kadarına el veriyordu. Bu da başka bir kuraldı işte; bazen siz elinizden geleni yaparsınız ama sizin dışınızdaki koşullar hedefinize ulaşmanıza engel olur ama asıl önemli olan ’’Ben elimden gelenin en iyisini yaptım.’’ diyebilmektir.

Uçurtma uçurabilmek için rüzgarla savaş, ona diren, vardığın yüksekliği kabullen… Mutlu olmak için, savaş, diren, kabullen… Yaşamak için, savaş, diren, kabullen… Uçurtma uçurmak yaşamın bir parçası, aynı zamanda da özetiydi; geri kalan her şey gibi…

            Çok zevkliydi uçurtma uçurmak. O gün düşündüm: İpe bağlı bir tahta parçası, tamam renkli falan, güzel görünüyor da tam olarak neydi insanı bu kadar mutlu eden? Cevap bulamadım. Şimdi şöyle düşünüyorum o gün gökyüzünde ne kadar uçurtma varsa o kadar da insan vardı aslında. İnsanlar uçurtmalarıyla özdeşleşmişlerdi. Bu yüzden yaptığımız yemeğin beğenilmesini bekleriz, bir sanatçı sanat eserine övgü bekler. İnsan dokunduğu, yarattığı şeyle özdeşleşirdi, aslına bakarsanız insan biraz da dokunduğu şeydi

Gökte uçan uçurtma, aslında onu uçuran kişidir. Uçurtmaları bu yüzden seviyoruz. Kelebekleri sevişim de bundan…

Bu kurmaca bir öykü, öykü denilebilirse tabi… Aslına bakarsanız hiç uçurtma uçurtmadım ama uçurtma olmuşluğum çoktur. Çünkü bence hayat, ipi tutan el olmaktan çok ipin ucunda olmakta saklı. Uçurtmanızın hep en yüksekte olması dileğiyle…

(Danışanlarıma ithaf edilmiştir.)

Dyt. Ece ÇELİK

 

error: Content is protected !!