Konu Dışı

Satır Arası – Alışkanlıklar, Acı biber ve diğer şeyler

Kendini tanımak, ne istediğini bilmek, ihtiyaçlarının farkına varmak seni özgürleştirir sanıyorsun. Oysa bazen özgürleşmek sende başlasa da seninle bitmiyor. Karşındakinin kafasından geçeni bilmen gerekiyor. Eli kalem tutanları seviyoruz, söze dökemeyince yazıya dökmek ne hoş.

Neden deme, kendime sözüm var, cevapsız kalmayacağım. Hoş, insan her zaman iyi cevaplar bulamıyor; varsın olsun, en kötüsüne razıyım. Yeter ki sessizlik olmasın. Sessizlik cehennem. Ya sağır olacaksın ya da ömrün boyunca fonda kara tahtaya dikine sürtülen tebeşir sesini duyacaksın deseler, tebeşiri seçerim. Yeter ki tahta kara kalmasın. Kaldı ki fondaki müzik hep kötü olamaz, asansör değil ki bu.

Çözemediğim bir bilmece var. Nasıl bu kadar farklı olup, bu kadar aynı insanlar? Bir şeyleri söylerken çoğunlukla dolambaçlı yolları tercih ederiz. Garip olan şu ki bunu yaptığımızda, bir şekilde daha anlamlı hale gelir. Ama seçilen yollar farklıdır. Şayet kirpiklerinizi seviyorsa, kimi resmini yapar. Kimi üzerine şiir yazar. Kimi de roket atar. Çok orijinal sevildiysek demek ki. Ne mutlu!

Bayılıyoruz, dünyayı ikiye bölmeye. Bir tarafa siyahları bir tarafa beyazları… Bu kadar kolay mı, pirinçten taş mı ayıklıyoruz? Hele kadınlar vs erkekler mevzusu… Kadınlar şöyledir. Erkekler böyledir. Herkes de uzman ya memlekette… Özümüzde o kadar da farklı değiliz. Belki de sizin iletişim yeteneğiniz zayıf, vizyonunuz dar. Sadece görmek istediğinizi görüyorsunuz. Bir de bayılırsınız cımbızlamaya. Seç, beğen, al. Yap, yapıştır; tak, takıştır. Kadın çok konuşsun, erkekler de sadece gerektiği zaman konuşsun. Kadın iletişim derdinde olsun, erkek baskı kurma derdinde. Kadın zekaya önem verir, erkek dış görünüşe. Oldu(!) Hadi hepsini geçtim de ayıp değil mi, o kadar yazan/r çizen adama? Anlaşılmak derdinde olmadan, sırf düşüncelerini empoze etmek için mi yazdılar, çizdiler? Dali’nin Gala’ya olan aşkı çarpsın sizi ki hastalıklı bir aşktır. Ya da değildir. Hangisini daha çok sevdiğini bilsem söyleyebilirdim; sanatını mı, Gala’yı mı yoksa acıyı mı?

Katlandığımızı sandığımız şeyleri belki seviyoruzdur hatta belki onlara bağımlı hale gelmişizdir. Çok uzun süre yalnız kalan insan sonunda elbet yalnızlığı sever. Bundan şikayet etse de etrafı biraz kalabalıklaşsın, hemen alıştığı sessizliği geri ister. Bunun sevgi değil, alışkanlık olduğunu söylerseniz eğer; ben de size sevmediğiniz alışkanlığınızı sorarım. Bakınız, yok böyle bir şey. Hedonistiz. Zevk almadığımız şeyleri nadiren yaparız, bu nedenle alışkanlık haline gelmezler. Alışkanlığınız size acı veriyorsa o zaman siz acıyı seviyorsunuz. Kimyasal açıklaması da var, endorfin salgılamak için ya aşık olacaksınız ya acı biber yiyeceksiniz. İkisi de beyinde aynı bölgeyi uyarıyor. Şeytan ayrıntıda gizli ve hayata dair en güzel şey bunları yakalamak.

Sonuç olarak bir alışkanlık mı edinmek istiyorsunuz önce onu sevme fikrine ısının.

Birini sevmek içinse nedene ihtiyacınız yok ama illa lazımsa çok aramaya gerek yok. Bana ilham veriyorsun, sırf bunun için bile sevebilirim seni.

Çilek tadında pencereden bakma günleri diliyorum.

Mutluluk hormonlarını nasıl yükselteceğinizi öğrenmek istiyorsanız. Buraya videoyu bırakıyorum. Acı biber mi aşık olmak mı, tarafınızı seçin.

16.05.2020

Ece ÇELİK