Saramago’nun Körleri ve Pembe Gözlüklü Pollyanna

Bazı muhteşem şarkıların, bu kadar az alıcısının olduğunu görünce insanlar gözümde daha da… Bilmiyorum doğru kelime ne?  Güzeli takdir edemeyen, estetik anlayıştan yoksun olan, baktığını göremeyen, duyduğunu işitmeyen. Saramago’nun körleri…

Güzellik bakan gözde ise şayet, bu hepinizi çirkin yapar.

Neden bu kadar uzağa gittim bilmiyorum, şarkılara gelene kadar… Baktığınız yerdeki güzelliği görebilseydiniz, güzelliklerin ömrü daha uzun olurdu, öyle değil mi? Bir ihtimal daha var, pek inanmak istemediğim, belki her şeyi kendinize benzetmek istiyorsunuzdur. Değiştir filtreyi, biraz da burama shop, kaldır etiketi kötü çıkmışım. Aynalardan kaçarken siz, ne diyordu üçüncü yenilerden biri “Zaten maskeliydik en az bi tane daha taktık.” Şimdi işte mükemmeliz. Zaten öyle değil miydiniz?

Bu devir satış devri

Herkes kendine fiyat biçsin. En yükseği verene satarız. Kör göze parmak bizimkisi.

Bu devir satış devri. En yakınınızdan başlayın.

“Bu devir, sıradan insanın en parlak zamanı; duygusuzluğun, bilgisizliğin, tembelliğin, yeteneksizliğin, hazıra konmak isteyen bir kuşağın devridir. Kimse bir şeyin üzerinde durup düşünmüyor. Kendisine bir ülkü edinen çok az. Umutlu birisi çıkıp iki ağaç dikse herkes gülüyor: “Yahu bu ağaç büyüyünceye kadar yaşayacak mısın sen?” Öte yanda iyilik isteyenler, insanlığın bin yıl sonraki geleceğini kendilerine dert ediniyorlar.”

Dostoyevski 19. yüzyılda yazdığı Budala kitabından bu satırlar… Nerede hani değişim, nerede gelişim? İnsanlık dediğin ilerleyip ilerleyip bir adım ileri gidemiyor. Aslında şaşırmamak gerek kolektif bilinç yalan ve Durkheim’ın gözü yaşlı. Sıfırla doğuyor, aynı hataları yapıyor tam -bir- olacakken ölüyoruz. (Ama Türkçe nasıl güzel!) Tam bir olacakken ölüyoruz, tam “1” olamadan ölüyoruz. Nadiren “1” olmayı başaranların sözlerini bugün hala okuyoruz. Ne yazık ki 21. yüzyıla gelene kadar insana dair söylenebilecek her şey söylenmiş, yazılabilecek her şey yazılmış. Bu alanda yenilik yok, insana dair her şey hep aynı. Ben demedim “1” olanlardan biri dedi.

“Bu devir, sıradan insanın en parlak zamanı; duygusuzluğun, bilgisizliğin, tembelliğin, yeteneksizliğin, hazıra konmak isteyen bir kuşağın devridir. Kimse bir şeyin üzerinde durup düşünmüyor. Kendisine bir ülkü edinen çok az. Umutlu birisi çıkıp iki ağaç dikse herkes gülüyor: “Yahu bu ağaç büyüyünceye kadar yaşayacak mısın sen?” Öte yanda iyilik isteyenler, insanlığın bin yıl sonraki geleceğini kendilerine dert ediniyorlar.”

Dostoyevski – Budala

Bıraksalardı ağaç büyüseydi…

Ancak büyük adamlar ağaçlar büyüsün diye evlerin yerini değiştirirler. Küçük olanlar ise küçük hesapların peşindedirler, büyüdüğünü göremeyecekleri ağaçlar için zahmete girmezler. Çünkü kolektif bilinçten yoksunlar. Çünkü güzellik bakan gözde ve bu adamlar güzelliğe körler.

Ben, ultra optimistliğim ile reddetsem de bu adamların birçoğu güzelliklere düşmanlar. Yine de camın önünde çiçeklerim var. Optimistlikte Sabahattin Ali gibiyim “Perişan bir haldeyim. Fakat içimde kendimden bile sakladığım bir ümit var.” Hayır, demeyi unutmuş olmamdan kim sorumlu bilmiyorum. Bazen insanlar seçimlerinin sorumluluğunu almak istemez, bu yüzden seçim yapmaz. Her şeyin farkında olup, bilip anlayıp, yine de yürümek. Bizi anlasa anlasa mayın tarlasındaki Şebnem ablamız anlar ancak.

Kitaptaki* kadın gibi, kör olmayan tek kişi olup yine de kör gibi davranan. Sorumluluk almamak için. Sürüden ayrılmamak için. Peki aslında kimin için?

Bile bile ladesçilerden kim kaldı? Karşı taraf kırılmasın diye mi? O hiç acımadan kırıyor pullarını. Hayat, oyun zevkli olsun diye tavlada neredeyse aldığın oyunu vermeye benzemiyor ki. Ya da tam tersi, çok benziyor.

Gerçek kör, gözünü açsın mı? Pollyanna pembe gözlüklerini takıp, “Show must go on” mu desin?

Ece ÇELİK ATALAY

*Jose Saramago-Körlük

Kapak görseli – Salvador Dali

#konudışı

Bunu da okumak isteyebilirsiniz.

Uğultulu Tepelerde Kırmızı Kurnaz Tilki

Write a comment