Çok yorgundum, ama sanırım değdi? Yorgundum diyorum çünkü yolun sonuna gelmeseniz de en azından bir durağa vardığınızda bu his geçiyormuş ya da belki artık yorgunluk benim evcil hayvanımdır? Yeryüzündeki en korkunç şeyi söylüyorum adına belirsizlik deniyor, geri kalan her şeye hazırız. Hepsine tamamız. Bekleyişlerin bir kısmını sonlandırdığımıza göre birkaç belirsizlik dışında tamamız. Belirsizlikler yorgunuy(d)um.
Taş olsa çatlar diyorlar ya neden taş, dalga bile zamanla yıpratıyor taşları yeniden şekilleniyor tüm taşlar. Ne olmalı bu hayatta, ki her şey üstünden kayıp geçsin? Su olsan kayıp geçersin ama tüm tozu toprağı toplarsın, hayat kirletir. Toprak olmalı belki? Ah, Türkçe çok güzel! İstemeden söyleyeceğinden fazlasını söyletiyor insana. Böyle cümleler kurarsam annem kızar. Edebi duruşumuzdan ödün vermemek uğruna biraz mübalağa ediyoruz hepsi bu. Hepsi de çok güzel kızlar: “mübalağa”, “tecahül-i arif” ve benim gözdem “tevriye”.
Bazı şeyleri hayat zorla öğretiyor insana, hedefi bu defa ben belirlesem? Beklemeyi öğrendiğimize ve yorgunluğu bağrımıza bastığımıza göre bu yılın öğrenme hedefi, hayır demeyi öğrenmek, olsun mu? Bakıyorum da herkesin elinde kırmızı bir kalem, habire çiziktiriyor. Bağırıp duruyorlar, bak bu benim çizgim. Elleriniz boyalı tamam da ayak tabanlarınızdaki kırmızılık neden?
İnsanın “hep ben”, “ille de ben” deyişini sanırım hiç öğrenemeyeceğim, anlamadığım şeyi öğrenemiyorum çünkü. Garibiz, göstermediğimiz hassasiyeti hep karşıdan bekleriz. İncelik etmez, incelik bekleriz. Yol vermez yolumuzdan çekilinsin isteriz. Suya sabuna dokunmaz, iyilik bekleriz. Vermeden almayı, anlatmadan anlaşılmayı, dinlemeden dinlenilmeyi, değer vermeden önemsenmeyi, sevmeden sevilmeyi bekleriz. Biz her şeye değeriz de işimize gelmeyene değmeyiz. Yine de yalınayak başkalarının çizgilerine basar geçeriz. Garip deyişim benim nahifliğimden.
Ama silik, ama fosforlu kırmızı çizgilerimiz var. Ne kadar esnek bu çizgiler? Koyduğumuz sınırlar mı çizer çerçevemizi? Yaşlandıkça artan çizgiler mi büyüten bizi? Nasıl daha ileriye gider insan, geçince mi kırmızı çizgileri, koruyunca mı onları? Kendi sınırlarını aşmayan insan büyür mü? Bu durumda elleri en kırmızı olan en olgun insandır mı demeliyiz? (Merhaba güzel kızım tecahül-i arif.)

Dali’nin resmettiği kırmızılı kadın, kırmızı bir çizgiden geçiyor ve ilerideki tepenin üstünde ağaçlar ufka süzülüyor. Kırmızılı kadın başında tacı, bilinmeze yürüyor. Hayatın küçük bir metaforu. Tek bir fırça izinin, tek bir dizenin birçoklarına bedel olması. Sanatın yüceliği ezer geçer bizi.
Ne demiştim ben bir zaman?
Bir şiir olsam keşke,
Cemal Süreya yazsa beni
Yahut Dali resimlerinde bir fırça izi,
Öyle ki kimsenin fark etmediği.
Yalnız diyorum
Yalnız,
Gala kıskansa beni
Diyorum ki bazen
Anla işte
Ne desem, bilmiyorum.
İşte böyle zamanlarda
Özdemir Asaf tamamlasa,
Yarım kalan cümlelerimi
Beni aşsa cümleler
Ezilsem o cümlelerin altında
Koca bir deniz olsa
Söylemediklerim
Ben boğulsam içinde.
Sonra,
Montaigne sığdırsa
Çok değil,
Birkaç saman kâğıdına
Yarım kalan hikâyemi
Ece ÇELİK ATALAY
Yani tabi kendi kendine de atıf yapılmaz diyebilirsiniz ama doğum günümdü, bu benim kendime hediyem. İyi ki doğdum.
Ece ÇELİK ATALAY
11.06.2025
