28 Ocak 2026
Kafamdaki kırk tilkinin kuyruğunu birbirine bağlayıp kuleden aşağı sarkıtmadığımda, ellerim boyaya ya da toprağa bulanmadığında kuyudaki su, daldaki yaprağım. Bir meltem essin yahut biri bir taş atsın. Azıcık kıpırtı, ufacık bir çatlak ki büyür zamanla. İçimin sirenleri çalıyor biri imdat kolunu indirsin.
Bu koşturmacanın içinde, içim nasıl bu kadar durdu? Tren rayları gider de insanın içi durur mu? Hayat söz konusu olduğunda fizik hep bütünlemeye kalıyor. Sürtünme kuvvetini yok saydık da kilometrelerce yol gidip, özünün kalmasını da mı yok saydık? Bedenim var da özüm yok hükmünde mi?
Bir konuda haklı ama. Bu kadar çok yer değiştirince gerçekten iş yapmış oluyorsun. İçinin durmasına aldırmaz fizik, dışarıdan görünmez, kimsecikler bilmez.
Hoş, aynı noktaya döndüğün için hep sıfırlanıyor yaptığın iş, sürekli sıfırdan başlıyorsun. Belki tam da bu yüzden, tam da bu mekik hareketinden. Bir ileri bir geri… Yine gittiğin yol yine yaptığın işin yönü tutmadı, fizik yine bakıp gülüyor bize, sıfırız gözünde. Oysa biz de Sayın Atay gibi, yüksek matematiği devreye soktuğu gibi, kuralları kendimizce esnetebilirdik, her durakta hanemize bir artı yazıp, karşı taraftan bir silerdik… Her mekiği ard arda ilmek ilmek ekleyip, ne yapardık? En fazla, bu soğuk günlerde, bir kazak? Küçük hesaplarla ele daha fazlası geçmez.
Biz fizikle kol kola verip işimize gelmeyeni yok sayalım da sürtünmeyle her şey aşınır. Bir de bakıyormuşuz, gide gele bir tekerleğe dönüşmüşüm! Bir sabah bir uyanıyorum ve hop, yuvarlanmaya başlıyorum! Gregor, kalk büyüğün geldi.
Bu zamanı kim ördü? Bu örnek, kimin küflü çeyiz sandığından? Bir mihenk taşı sonra döngülerce bir ters bir yüz sonra bir mihenk taşı daha ve boyna Selanik. Sadece o köşe bentleri gerçekten var, sadece o anlarda varım, gerisi mekik. Nolur, biraz motif! İpten tasarruf derseniz, kafamızdaki tilkiler ne güne duruyor? Önce kuyruklarını büker, kuleden iner, sonra ipleri yumağa ekleriz. Bir taşla iki kuş, yine küçük hesaplar…
5 Ağustos 2026
O meltem esti, o taş atıldı ve hikayenin sonuda gerçekten bir sabah uyanıp yuvarlanmaya başlayacağım günler çok yakın. Ne istediğine dikkat edeceksin tabi “söz büyüdür”. Dört gözle bekliyorum.
Hala yollarda olmam bir yana, her şey değişti, sağ olsun Albert Camus. Ben kendimi, Sisifos’a benzetip bu uğraştan yakınırken, Sevgili Camus’un yaklaşımını okudum, diyor ki bu anlamsız çabayı bilinçli bir başkaldırıyla kabullen ve hatta mutlu hayal et. Hay hay efendim! (Yani hikayeyi değiştiremiyorsan perspektifini değiştireceksin değil mi?)
Zaten bunu daha önce farklı şekillerde benimsemiştik, hatta geçenlerde, her biri bir macera olan seferlerimden birinde tanıştığım anne kız ikilisine, seyahat etmeyi çok sevdiklerini beyan ettikten hemen sonra yolun uzunluğundan şikayet ettikleri için “bu da yolculuğun bir parçası, yolculuk sadece varmak demek değil ki” diyerek metroda felsefe bile yaptım. Yüzüme anlamsızca baktılar. Gülebilirsiniz, ama bu haklı olduğum gerçeğini değiştirmiyor, seyahati çok sevdiğinizi söyleyip, yoldan şikayet etmek nereden baksanız tutarsız. Bir şeyleri onları kendileri yapan ya da işimize gelmeyen yanlarından arındırarak sevemeyiz. Sanırım bu, hayatın her noktasında bir sorun. Hep bunu yapmaya çalışıyoruz, bu yüzden de mutsuzuz ya da en azından tatminsiz. Birini severken bile arzumuz: İşimize gelmeyen yerleri kesip atalım?! E oldu! Bütünü kucaklamak gerek; birini olduğu gibi sevmek, süreçleri olduğu gibi kabul etmek, hatta eğer yapabiliyorsanız bunu mutlu hayal etmek. Bu en iyi hissettiren seçenek olmasa da en akıllıca seçenek. Çok basit gibi görünsede pratikte bunun çoğunlukla işlemediğine şahidiz. Çünkü olumsuzlukları fark etmek üzere evrildik. Ortalık yaz tatiline gidip, sıcaktan şikayet edenlerle dolu. Örnekleri çoğaltabiliriz.
Bu arada vardığım noktaya varmak için bu kadar düşünürü okumaya gerek yok. Açıp atasözleri, deyimleri okusak yeter sanki. Atalarımız gül, diken derken biliyormuş işte. Yani bazen düşünüyorum da çok isabetli çıkarımlar, mesela favorilerimden, “iyilikten maraz doğar”, besle kargayı…
Yine ne güzel demişler: Gün doğmadan neler doğar. Sonuçta taşıdığım yük, Sisifosun anlamsız yükünden ve o kısır döngüsünden, gök kubbeyi taşıyan Atlas’ınkine evrildi. Meğer içimde bir Atlas varmış, şaka maka bir iş başarmışız ve bu defa fizik de hem fikir. Dünyayı sırtladım ama hiç bu kadar hafif olmamıştım. O tek düze Selanik örgüsünde harika bir motif var artık, öyle ki bir sanat eseri, bir mucize…
Çilek tadında günler dilerim.
Ece ÇELİK ATALAY
